
Suriyeliler Hakkında Yerli Nüfusun Zihinsel İmajları: Gaziantep ve Afyonkarahisar Karşılaştırması
Özet:
Bu çalışma, Türklerin Suriyeli mültecilere yönelik algılarını iki farklı örnek üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir: Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı ve günlük etkileşimin belirgin olduğu Gaziantep ile Suriyeli varlığının yok denecek kadar az olduğu Afyonkarahisar. Araştırmacılar, her iki şehirdeki sakinlerden oluşan amaçlı bir örneklemle derinlemesine görüşmelere dayanan nitel bir yöntem benimsemiş; Suriyeli aileye, toplumsal ilişkilere, birlikte yaşama kurallarına ve eğlence ile çalışma biçimlerine dair algıları analiz etmiştir.
Bulgular, Gaziantep’teki doğrudan etkileşimin daha çeşitli tutumların ortaya çıkmasına katkı sağladığını göstermektedir. Çok çocuklu olma, birlikte hareket etme, yazılı olmayan kurallara zayıf uyum, temizlik sorunları ve kamusal alanların “işgal edildiği” algısı gibi olumsuz izlenimler; bazı Suriyeli aileler veya bireylerle yaşanan başarılı kişisel deneyimlerden kaynaklanan olumlu ya da nötr izlenimlerle iç içe geçmektedir. Suriyeli kadın imgesi, görünüm, aile içindeki roller ve çok eşlilik meselesi bağlamında algıların şekillenmesinde merkezi bir unsur olarak öne çıkmakta; buna demografik dengeye ilişkin kaygılar eşlik etmektedir. Ayrıca Suriyeliler, halkın zihninde nargile ve kahve kültürüyle ve Türk toplumundaki yaygın çalışma-dinlenme düzeninden farklı bir yaşam tarzıyla ilişkilendirilmektedir.
Buna karşılık Afyonkarahisar örneği, doğrudan etkileşimin sınırlı olmasına rağmen Suriyelilere yönelik genel ve olumsuz bir söylemin baskın olduğunu ortaya koymaktadır. Kent sakinleri, aşırı doğurganlık, kültürel kapanmışlık, Türkçe öğrenmede yetersizlik, belirli mahallelerde yoğunlaşma ve aidiyet eksikliği gibi yaygın stereotipleri büyük ölçüde olduğu gibi benimsemekte ve tekrarlamaktadır. Bu algılar çoğunlukla yerel deneyimlerden ziyade medya içerikleri ve siyasal söylem tarafından şekillendirilmektedir.
Çalışma, Türkiye’deki ulusal düzeydeki Suriyeli karşıtı söylemin, Suriyelilerin bulunmadığı bölgelerde dahi etkisini gösterecek kadar güçlü bir yayılım kapasitesine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, doğrudan ve gündelik etkileşimlerin bu söylemin sertliğini azaltabildiği veya yeniden biçimlendirebildiği görülmektedir. Bu durum, olumlu temasın stereotiplerin çözülmesi ve iki toplum arasında karşılıklı anlayışın güçlendirilmesi açısından kritik bir araç olduğunu göstermektedir.
Raporun tamamını okumak için tıkla (Arapça)



